Background

Blog

Hijyen Nam-ı diğer Hıfzıssıhha!

Hijyen Nam-ı diğer Hıfzıssıhha!

Etimoloji

Hijyen kelimesi Türkçe’ye sanılanın aksine İngilizceden değil Fransızca’dan geçmiş bir sözcük. Fransızca’daki etimolijik kökeni ise yakın topraklardan, Yunan mitolojisinden gelir. Hygieia, Yunan ve Roma mitolojisinde Hygieia (Ὑγιεία) veya Hygeia (Ὑγεία) olarak geçmektedir ve tıp tanrısı Asklepios'un kızıdır. Sağlık ve temizlik tanrıçasıdır. Mitolojik inanca göre, babasının iyileştirme temalı mitolojik görevini Hygieia koruma temalı olarak gerçekleştirir.

Hijyenin Türkçe karşılığı ise “Hıfzıssıhha”'dır. Hıfzıssıhha ise Arapça kökenlidir ve "hıfz" (koruma) ile "sıhha" (sağlık) sözcüklerinden oluşur. Günümüzde telaffuz zorluğu ve günlük kullanımda pratik olmadığından olacak ki hijyen kelimesi daha çok kullanılır. Hijyen kurallarına uygun uygulamalara da “hijyen uygulama” değil, sıfat olarak "hijyenik uygulama" denir.

Hijyenin bir üst merhalesi ise "Sanitasyon" kavramıdır. Sanitasyon Latince‘de sağlık anlamına gelen “Sanitas” kelimesinden köken almıştır. Sanitasyon geniş anlamda insan sağlığının iyileştirilmesi, korunması ve sağlığın tekrar kazanılmasında uygulanacak prensipleri içermektedir. Gıda sanayiinde sanitasyon denilince "üretimde hijyenik ve sağlıklı durumların yaratılması ve devam ettirilmesi " anlaşılmaktadır. Sanitasyon doğada biyolojik dengenin korunması konusu içinde yer alan ve insan sağlığı ve rahat bir yaşam sürmeleri amacıyla yapılan çalışmaların tümünü kapsamaktadır. Hijyen var olan temizliği ve sağlığı koruma anlamı taşırken, sanitasyon insan bedeni ile mikroorganizma doğasınının uyum içinde, dengede olduğu hali tanımlar. 

Kısa Tarihi

Mikroorganizmalar henüz insan bilgisi dahilinde değilken –sadece 350 yıldır tanışıyoruz- erken dönem bilim adamları gözle görünmeyen fakat temas edildiğinde bir birini hasta eden insan gözlemleri ile bulaşıcı hastalık kavramını tanımlamışlardı.

İbn-i Sina’nın 1020’de kaleme aldığı El-Kanun Fi't-Tıb’da; vücut salgılarının enfekte olmadan önce vücut dışından organizmalar tarafından kirlendiğinden, tüberküloz ve diğer hastalıkların bulaşıcı olduğundan ve yayılmalarını engellemek için karantina uyguladığından bahsediyordu.

13. yüzyıla geldiğimizde Cengiz Han tarafından başlatılan Moğol istilası dünyayı küresel soğutmaya götürecek kadar insan ölümüne sebep olacak bir başlangıç yapmaya hazırlanıyordu. 14. Yüzyılda Moğol Ordusu dönemin en güçlü ve donanımlı ordusuna sahipti. Bu nedenle hiçbir ordu karşılarına çıkmıyor, Cengiz Han’ın ordusuna güçlü savunma hatları olan kalelerinde direniyordu. Cengiz Han’ın ordusu gözleme dayalı bir şey keşfetmişti. Kuşattığı kalelere kapanan halkı kırmak için enfekte insan ve hayvan cesetlerini,  mancınık ile kale içine fırlatarak tarihteki ilk biyolojik silahı kullanmıştı.  Her ne kadar 14. Yüzyılda tüm dünyayı etkisi altına alan kara vebayı başlatmamış olsalar da, hastalığın hızlı yayılıp kitlesel ölümlere sebep olmasında çok büyük paya sahiplerdir.

 

Kara veba Moğol ordusu katalizörlüğünde 14. yüzyılda Endülüs’e ulaştığında Ibn Hâtime, bulaşıcı hastalıkların insan vücuduna giren küçük canlılar tarafından yayıldığı fikrini öne sürdü. 1546'da ise, ünlü İtalyan Hekim Girolamo Fracastoro salgın hastalıkların; enfeksiyonu, doğrudan veya dolaylı temas ile veya bazen çok uzun mesafelere temas olmaksızın taşıyan tohum benzeri yapılar ile yayıldığını ileri sürdü.

Erken döneme ait mikroorganizmaların varlığına dair tüm iddialar doğal olarak tartışmaya açıktı ve bilimsel bir kanıta yani dayanmıyordu. Enfeksiyon, organizma, tohum gibi isimler verilen bu görünmez canavarlar somut bir biçimde tanımlanamıyordu çünkü ihtiyaç duydukları en önemli araçtan yoksundular: Mikroskop. Geçmiş birkaç denemenin sonunda 1675’denLeeuwenhoek'un modern mikroskobun ilk örneğini başarı ile toparlaması ile bilim insan boyutundan başka bir fraktale inerek, mikroorganizmaların varlığını ispat edilmiş oldu. İşte bu keşifle birlikte başka bir kavram gelip insanlık tarihi sahnesine oturdu: Hijyen.

Kültürümüzdeki hijyen uygulamaları tarihine bakınca ilk göze çarpan düzenleme II. Bayezid zamanında çıkarılan tarihin ilk kalite belgesi olarak da bilinen Kanunname-i İhtisab-ı Bursa (Bursa Belediye Kanunu).  Bu Kanun şehirde tüketilecek, kullanılacak gıda ve ihtiyaç maddelerinin özellikleri ayrıntılarıyla ortaya koyar ve belediye görevlilerine bu standartları takip etme görevi verirdi. Biraz daha geri gittiğimizde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul içinde hayvan kesilmesini yasaklayarak bunun için şehir surlarının dışında şu anda Kazlıçeşme olarak bilinen yerde salhaneler (mezbahalar) kurdurması ile ilk halk sağlığı kontrol girişimini yakalıyoruz.

Günümüzde halen kullandığımız Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nu 6 Mayıs 1930 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak kabul edilmiş ve o günden bugüne kadar kesintisiz kullanılan en eski kanunlardan biridir. Bu kanun devletin merkezi ve yerel kuruluşlarının halk sağlığını nasıl koruyacağından, gıda işletmelerindeki uygulamalara, salgın hastalık kontrolünden, taşımacılıktaki sağlık risklerine kadar pek çok konuyu bölümler halinde ele alır. 1928'de kurulan Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi'nin logosu ise mitolojik temizlik tanrıçası Hygieia'dan esinlenmiştir. 

20. yüzyıl içinde neredeyse ters takla atan modern hijyen kavramının gelişimine gelince, bu alanın öncüsü tıp ve farmakoloji biliminin yanı sıra Uzay Teknolojileri. 1950’lerin ortalarına doğru başlayan Ay’a insan indirme yarışı önemli bir sorunu çözmeleri için bilim insanlarına bir fırsat tanımıştı. Uzay’da yaşam koşulları. Uzay yolculuğu sırasında Dünya'da olduğu gibi beslenme, uzay uçuşu öncesinde, sırasında ve sonrasında astronotların sağlığını ve performansını korumada önemli bir rol oynuyordu.  Yiyecek, bir astronotun Uluslararası Uzay İstasyonu'nda kaldığı süre boyunca kritik bir sosyal ve psikolojik rol oynuyordu. Uzay istasyonlarının en son isteyeceği şey mürettebatın zehirlenme veya yetersiz beslenme sonucu görevin başarısız olmasıydı. Yörüngede uçulan yiyeceklerin yüksek kalitede ve olası bir gıda kaynaklı hastalığa sebep olmayacak şekilde üretilmesi, ambalajlanması ve depolanması gerekiyordu. Böylelikle mikroorganizmalara da yeni bir uzay görevi düşmüştü. Görev: gıdaların işlenmesi ve depolanmasını kontrol altına alma. Bu bilimsel sıçrama beraberinde yeni bir multidispll-iner mühendislik alanı getirdi: Gıda Mühendisliği.